Biz eskiden, su içerdik testiden…

‘Aaaah ah,nerede o eski bayramlar’ diye başlarlar ya söze…
Belli bir yaşa gelmiş insanların çoğu, günümüzden duyduğu rahatsızlığı, geçmişe methiyeler düzerek dillendirir çoğu kez. Eski edep, eski komşuluk bağları, eski gelenekler…
Halbuki o tarihler aynı zamanda, savaşlar, darbeler, yokluklar, yağmalamalar, terör olayları, anarşi, isyanlar, idamlar, işkenceler, faili meçhul cinayetler, faili belli ama meçhul cinayetler, katliamlar, siyasi ve ekonomik krizler, skandallar, bankaların hortumlanması, devlet kurumlarının yağmalanması, belediye kasalarının boşaltılması, ihalelere fesat karıştırılması, mafya-devlet beraberliği, cehalet ve yobazlık gibi bir “süreci” de ihtiva ediyor.
Yani, ya bugünkü kötülüğün tohumları o yıllarda ekilmiş; ya da zaten yaşanıyordu.
Ayrıca bizim ‘kutsanacak’ bir geçmişimiz vardı da, biz mi yaşayamadık?

Istanbul-6-7-eylul
Biz o işkence kıvamındaki dayakları Japonya’da mı yedik, Adnan Menderes Çin’de mi asıldı, 6-7 Eylül olaylarını Aborjinler mi çıkardı, Taksimde insanların üzerine ateş açanlar Anzaklar mıydı?
Ben çocukken bile, şu “Beyoğlu’na bir zamanlar kimse kravatsız takımsız çıkmaz”mış efsanesi konuşulurdu. Ama o yıllarda başka işler de oluyormuş.
Taksim’e tramvayın yeni geldiği yıllara ait, bir ‘fortçu’  fıkrası size!

Adam tramvay’da güzel bir Ermeni kadının arkasına geçer, bir süre idare eden kadın artık dayanamayıp geri dönünce; adam durumu kurtarmak için,
– Yanlış anladınız hanımefendi, ben bugün maaşımı aldım da,’bu’ o’nun şişkinliği, deyince,
Ermeni kadın o güzelim aksanıyla,
– Taksim’den Elmadağ’a maaşına zam geldi?…

Umarım, bir gün ‘biz’ de anlayabiliriz,’bu’ neyin şişkinliği!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.